Hakkımda

Yenilenebilir Enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yenilenebilir Enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2015 Salı

Yenilenebilir Enerji ve Petrol


Yenilenebilir enerji teknolojilerinin yaygın bir şekilde kullanımı, 1970'li yıllardaki petrol şokları ile başlamıştır. Bu dönemde petrol ve dolayısıyla enerji fiyatlarındaki artışlar (o dönemde dünya enerji arzının çok büyük bir kısmı petrol kaynaklıydı) daha önceleri pahalı olan yenilenebilir enerji teknolojilerinin nisbi fiyatını düşürmüştür. 1970'li yıllarda Avrupa ülkelerinde ve ABD'de güneş enerjisinden ısı ve elektrik elde edilmesine yönelik teknolojik yatırımlar hızla artmıştır. Isıl güneş enerjisi teknolojilerinin tasarımı ve verimliliği geliştirilmiştir ve evlerde kullanımı hızla yaygınlaşmıştır.

Yenilenebilir enerji teknolojileri ile ilgili çalışmaların yoğunlaşması, genellikle dünyanın enerji şokları ile karşılaştığı dönemlere denk gelmektedir. Roma Klübü, 1972 yılında "Büyümenin Sınırları" isimli bir rapor yayınlamıştır. Bu rapor, kısaca doğal kaynakların kullanımının artması ve ekosistemin zarar görmesi sebebiyle ekonomik büyümeye sürdürülebilir kaynaklarla devam edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu raporun yayınlanmasından bir yıl sonra 1973 yılında Birinci Petrol Şoku dünya petrol ve dolayısıyla enerji fiyatlarını arttırmıştır (3$/varil seviyesinden 12$/varil seviyesine yükselmiştir). O dönemlerde verimliliği düşük olan yenilenebilir enerji sistemleri, petrol fiyatlarının artmasıyla birlikte  ekonomik daha makul teknolojiler haline gelmiştir.

Dünya tam yeni petrol fiyatlarına alışmışken,  1970'lerin sonunda, dünya İkinci Petrol Şoku ile karşı karşıya kalmıştır. 1979 yılında İran İslam Devrimi ile birlikte, ham petrol fiyatları 14$/varil seviyesinden 39$/varil seviyesine yükselmiştir.

1970'li yıllar, insanların petrole alternatif bir kaynak arayışlarının o zirve yaptığı dönemlerden birisidir. Büyümenin Sınırları isimli rapor yayınlandıktan tam bir yıl sonra, 1973 yılındaki OPEC krizi ile birlikte; petrol kaynaklarına sahip olmayan ülkeler ekonomik güçleri sayesinde bu şoktan fazla etkilenmemiş olsalar da gelecekte bu riskten kaçınabilmek amacıyla yenilenebilir enerji yatırımlarına kaynak ayırmaya başlamışlardır. Daha sonra İran kaynaklı petrol fiyatı artışı da yenilenebilir enerji politikaları için katalizör görevi görmüştür.

1980 yılındaki 39$/varil fiyatının ardından, ham petrol fiyatları 1985 yılında tekrar 11$/varil seviyesine düşmüştür ve yenilenebilir enerji teknolojileri tekrar nisbi olarak pahalı hale gelmiştir. Ham petrol fiyatındaki bu fiyat düşüşünün sebebi, yüksek fiyatlar sebebiyle tüketimin düşmesi ve buna karşılık üretici ülkelerin arzı arttırmasıdır. Ham petrol fiyatlarının düştüğü bu dönem, petrol bolluğu dönemidir (Oil Glut). Petrolde düşük ve istikrarlı fiyatlar 2000'li yıllara kadar devam etmiştir ancak küresel ekonominin hızla büyüdüğü bir süreç olan 2000'li yıllar (Ortadoğu'daki çatışmaların da etkisiyle), ham petrol talebinin arttığı ve buna karşılık fiyatların yükseldiği bir dönemdir. Ham petrol fiyatlarının tekrar artması, başta hidrokarbon kaynaklara sahip olmayan Avrupa olmak üzere birçok ülkede yenilenebilir enerji teknolojilerine yatırımların tekrar hızlanmasını sağlamıştır.

Yenilenebilir enerji ve hidrokarbon birbirlerinin ikamesi sayılabilecek (henüz tam ikame değil) mallardır ve ikame mallardan birinin fiyatı yükseldiğinde, diğerine olan talep de artmaktadır. Gelecekte ise yenilenebilir enerji kaynaklarının hidrokarbonları ikame etme gücü yükseldiğinde (elektrikli araba, elektrik ile ısınma vs.) iki alternatif arasındaki ilişki daha sıkı olacaktır.

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Almanya Yenilenebilir Enerjide Neyi Nasıl Yaptı?

Almanya, özellikl 2000'li yılların başından itibaren, dünya ekonomisinin hızla büyümeye başlamasını da fırsat bilerek, yenilenebilir enerji teknolojilerinin hemen hemen tamamında liderliğe yükselecek şekilde yatırım yapmaya başlamıştır. Dünyada alternatif enerji kaynaklarına yönelik arayışlar, genellikle petrol fiyatlarıyla paralellik göstermektedir. Petrol fiyatlarının arttığı dönemlerde, insanlar yenilenebilir enerji teknolojilerine yönelmekte, fiyatlar düştüğünde ise unutmaktaydılar. Ancak bu kez durum farklı. Artık yenilenebilir enerji teknolojileri geri dönüşü olmayacak bir şekilde hayatımıza girmiş bulunmaktadır. Bu geri dönüşü olmayan yolun girişinde, 1970'li yıllardaki petrol fiyat artışlarının işaretleri görülebilir. Bir miktar pahalı da olsa (şimdilik) yakıt fiyatlarındaki dalgalanmalardan etkilenmeyen bir yapı var karşımızda. Dolayısıyla yenilenebilir enerji teknolojileri bir çeşit risk yönetimi aracı ve ödenen bedeldeki fark da risk primi olarak görülebilir.

Türkiye ve Avrupa geneli gibi Almanya da net enerji ithalatçısıdır (yaklaşık % 60 enerji ithalatı). Bu durum Almanya'yı enerji arz güveliğini sağlamak amacıyla yenilenebilir enerji teknolojilerine yönelmesine sebep olmuştur. Tabii ki Almanya'nın bu konuda öncü olmasının farklı sebepleri de bulunmaktadır:

1) Milli geliri yüksek bir ülke olması sebebiyle, yenilenebilir enerjinin getireceği ek maliyete rahatlıkla katlanabilir.
2) Enerjide yaklaşık % 60 oranında ithalat bağımlılığına sahiptir (Türkiye'de % 70'in üzerinde).
3) Avrupa Birliği'nin temiz enerji politikalarının bağlayıcılığı (enerji faslı ile birlikte, Türkiye için de bu bağlayıcılık geçerli olacaktır).
4) Yenilenebilir enerji teknolojilerinin Almanya'da üretiliyor olması sebebiyle istihdam ve milli gelir katkısı yüksektir. Bu sebeple Türkiye'de benzer bir uygulama, ithalat eğiliminin yüksek olması sebebiyle beklenen çarpan etkisini göstermeyecektir (Türkiye'de üretilen bir teknolojinin kullanılması durumunda, ek teşvikler söz konusu). İlerleyen dönemlerde bu teknolojiler yüksek oranda yerli katma değer ile üretilirse, çarpan etkisi yüksek olacaktır.
5) Verilen yüksek teşvikler ile genişletici bir maliyet politikası uygulanmıştır (PV için 0,49 €/kWh, Türkiye'de bu fiyat 0,13 $/kWh).
6) Hizmet süresi dolan nükleer enerji santrallerini ikame edebilecek yatırımlar gerçekleştirilmiştir (Türkiye için böyle bir durum söz konusu değil, Türkiye yenileme yatırımı değil, net ilave yatırım yapmak zorundadır).

Almanya yenilenebilir enerji alanında çok önemli bir karar alarak oldukça yüksek miktarda teknoloji ve tesis yatırımı yapmıştır ve bu yatırımlar sayesinde, kısa dönemlerle de olsa belirli saatlerde tüketmiş olduğu elektriğin tamamını güneş enerjisinden veya diğer yenilenebilir enerji teknolojilerinden tedarik edebilmektedir. Yani çok yüzeysel bir bakış açısıyla, elektrik bedava üretiliyor (yatırım maliyetleri gözardı edildiğinde, en azından yakıt maliyeti yok) diyebiliriz (konunun tam olarak anlaşılabilmesi için Seviyelendirilmiş Enerji Maliyeti konusu incelenmeli). Acaba gerçekten böyle mi? EIA ve Eurostat sayfalarından alınan bilgilere göre, Almanya'da meskenlerdeki perakende elektriğin kWh fiyatı 2001-2014 yılları arasında neredeyse üç katına çıkmıştır. Aynı dönemde diğer ülkelerdeki aynı tarifede bulunan elektriğin fiyatı ise en fazla iki katına çıkmıştır. Yani yenilenebilir enerji teknolojileri Almanya'nın enerji maliyetlerini yükseltmiştir.

Peki Türkiye'nin yenilenebilir enerij politikası ne gibi sonuçlar verebilir? Yukarıda belirtilen teşviklerden de anlaşılacağı üzere ekonomiye maliyet çok fazla olmayacak. Bunun yanında, Türkiye Almanya'ya göre daha fazla güneş aldığından (yaklaşık % 50 daha fazla), elektriğin birim üretim maliyeti de Türkiye'de yaklaşık % 30 daha düşük olacağını tahmin edebiliriz. Hatta petrol ve doğal gaz fiyatları düşük kalmaya devam etse bile 8-10 yıl içinde teknolojinin gelişmesi ile birlikte yenilenebilir enerji teknolojilerinin, konvansiyonel kaynaklara göre daha ucuza elektrik üretebilir hale gelebileceği tahmin edilmektedir. Son olarak, Almanya bu kararı sonucunda, muhtemelen 10 yıl içerisinde daha somut hale gelecek olan emisyon ticaretinde söz sahibi ülkelerden biri haline gelecektir. Böylece net emisyon hakkı ihracatçısı olabilecek ve ortaya çıktan ilave maliyetin belki bir kısmını karşılayabilecektir.

Görüleceği üzere yenilenebilir enerji kaynakları yalnızca çevre ile ilgili değildir ve derin bir ekonomik altyapısı vardır. Türkiye de vereceği kararları derinlemesine bir ekonomik analiz ile desteklemelidir.

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Güneş Enerjisi


Güneş, dünyadaki bütün enerjinin kaynağıdır. Günümüzde kullandığımız, aklımıza gelebilecek bütün enerji kaynakarı, güneş enerjisinin depolanması sonucu oluşmuştur. Güneşteki nükleer tepkimeler sonucunda ortaya çıkan ve yeryüzüne ulaşan ışınlar, şu şekilde kullanılmaktadır:

1) Doğrudan kullanım (ısı veya elektrik)
2) Sıcaklık farkları sebebiyle oluşan rüzgar ve dolayısıyla dalga (temel sebebi güneş)
3) Fotosentez sonucu bitkilerde oluşan besinlerdeki kimyasal enerji
4) Biyokütle enerjisi
5) Kimyasal enerjinin depolanmış olduğu petrol, doğal gaz ve kömür
6) Dünyanın ve güneşin aynı kütleden ayrıldığını düşünürsek, jeotermal ve nükleer enerji.

(Aslında bu sıralamanın ardından, dünyadaki bütün enerjilerin kaynağının nükleer enerji olduğunu da söyleyebiliriz)
Güneş enerjisi, temelde iki şekilde kullanılmaktadır. Birincisi, oldukça eski ve basit bir teknoloji olan ısıl güneş enerjisi kollektörleri vasıtasıyla güneş ışınlarındaki ısı enerjisinin elde edilip uygun şekilde kullanılmasıdır (nihai olarak ısı veya ısı vasıtasıyla elektrik). İkincisi ve gelişime daha açık gibi görüneni ise, güneş enerjisinden doğrudan veya ısı vasıtasıyla elektrik elde edilmesidir. Günümüzde güneş enerjisi yatırımlarının önemli ve dikkat çekici bir bölümü elektrik elde edilmesine yöneliktir.

Güneş enerjisinin insanlar tarafından bilinçli bir şekilde kullanılması, M.Ö. 7. yüzyıla kadar gitmektedir. Bu dönemlerde mercekler ve parabolik aynalar ile ateş yakılması ve aydınlatma amacıyla kullanılmıştır. Daha sonra yapıların belirli bölümlerinin güneye doğru inşa edilerek kış aylarında güneşten faydalanılması amaçlanmıştır. M.S. 1700'lü yıllarda güneş enerjisi ile gıdaların pişirilmesi mümkün olmuştur. 1816 yılında, Robert Stirling, bugün güneş enerjisi yardımıyla kullanılarak elektrik elde edilmesini mümkün kılan Stirling Motoru'nu icat etmiştir. 1839 yılında, Edmond Becquerel fotovoltaik etkiyi keşfederek güneş enerjisini doğrudan elektrik enerjisine çeviren sistemlerin temelini atmıştır.  1891 yılında ilk ticari  güneş enerjili su ısıtıcısının patenti alınmıştır. Bu tarihten sonraki kayda değer gelişmelerin tamamı, güneş enerjisinin elektriğe çevrilmesi yönündedir. Albert Einstein de dahil olmak üzere (ki kendisi 1921'de Nobel Fizik Ödülü'nü fotoelektrik etki ile ilgili çalışması üzerine almıştır) birçok kişi ve kurum güneş enerjisinden elektrik elde etmenin yollarını araştırmışlardır ve hala da araştırmaktadırlar.

Güneş enerjisi de aslında diğer birincil enerji kaynakları gibi ülkeler ve bölgeler arasında eşit bir dağılım göstermemektedir. Bir ülkenin güneş ışımasından almış olduğu enerji birincil olarak Ekvator bölgesine yakınlığına, ikincil olarak da iklimine ve nem oranına bağlıdır. Yukarıdaki haritadan da anlaşılacağı üzere, tam Ekvator bölgesinin yakın çevresi, nispeten beklenenden az güneş almaktadır. Bunun sebebi ise havanın nemli ve kapalı olduğu gün sayısının fazlalığıdır. Böyle günlerde karalarda veya denizlerde m²'ye düşen güneş ışınımı azalacaktır. Harita incelendiğinde, Yeryüzünün en fazla güneş alan bölgelerinin Kuzey ve Güney Afrika, Güney Amerika'da Şili ve Avustralya olduğu görülecektir. Kuzey Afrika ve Hindistan aynı paraleller üzerinde olmalarına rağmen, iklim sebebiyle güneş ışınları yeryüzüne ulaşamamaktadır.

Yukarıda bulunan  haritanın altındaki ölçek, her bir bölgenin yılda ne kadar güneş enerjisi aldığını göstermektedir. Kuzey Afrika'ya m² başına yıllık 2.500 kWh güneş enerjisi gelmekteyken, Kuzey Avrupa'ya 1.300 kWh/m², Türkiye'ye ise 1.800 kWh/m² güneş enerjisi gelmektedir. Böylece Türkiye'nin, Avrupa ortalamasıın % 50 fazlası kadar güneş enerjisi potansiyeli olduğunu görüyoruz.


Günümüzde modern haliyle güneş enerjisi, ısıtma, aydınlatma ve elektrik ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılmaktadır. Güneş enerjisi teknolojileri en yaygın şekilde Avrupa'da kullanılmaktadır. Avrupa'da kullanılmasının sebebi ise hem Avrupa'nın bu teknolojiyi finanse edebilecek ekonomik güce sahip olması, hem de hidrokarbon kaynaklara sahip olmamasıdır. Peki Avrupa gibi nispeten az güneş alan bir coğrafya bu teknolojiye neden yatırım yapıyor olabilir?

1) Petrol ve doğal gaz gibi kaynaklara sahip olmadıklarından, fiyat dalgalanmalarını kontrol edememektedirler.
2) Hidrokarbon kaynaklara aşırı derecede bağımlılık, kaynak ülkedeki problemlerin Avrupa ülkelerine doğrudan yansımasına sebep olmaktadır (Rusya-Ukrayna krizi).
3) Güneş enerjisi teknolojilerinin baştan sona üreticisi ve teknoloji geliştiricisi olduklarından, ekonomideki ve istihdamdaki çarpan etkisi yüksek olmaktadır.
4) Gelecekteki emisyon ticaretinden fayda sağlayarak yüksek maliyeti dengelemeyi planlamaktadırlar.

Türkiye'nin yüksek potansiyeli olmasına rağmen, güneş enerjisi henüz yalnızca su ısıtma amaçlı olarak kullanılmaktadır. Güneş enerjisinden elektrik üretimi teknolojisinin gelişerek ucuzlaması ve teşviklerle desteklenmesi sayesinde gelecekte hızla elektrik üretiminin de yaygınlaşması beklenmektedir. Bu artış da uzun vadede Türkiye'nin yararına olacaktır.

24 Nisan 2015 Cuma

Temiz Enerji mi, Ucuz Enerji mi?

"İktisat nedir?" sorusuna verilen en kısa ve öz cevap, "kıt kaynaklar ile sınırsız istek ve ihtiyaçların karşılanması bilimidir" şeklindedir. İnsanoğlunun istek ve ihtiyaçları sınırsızdır ve hep daha fazlasını isteme eğilimindedir. İnsanların imkanları arttıkça, istekleri de artacaktır ve hatta bu istekler bir süre sonra ihtiyaca dönüşecektir. İsteklerin araba, daha büyük araba, helikopter, özel uçak, uzay turizmi şeklinde ilerlemesi gayet normaldir. Bu sınırsız istekler, insanların doğasında vardır. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesinde, "kendini gerçekleştirme ihtiyacı" bulunmaktadır. Bu ihtiyaç, piramidin en tepesinde sosuza kadar uzanabilecek bir arzuyu temsil eder. Ne var ki, insanların bu isteklerini ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar imkanları, yani kaynakları bulunmamaktadır. Bu sebeple iktisat bilimindeki hemen hemen her şey, alternatif maliyete dayanır.

Sinemaya giden, aynı anda pikniğe gidemez. Ekmeği fazla yiyen, yemeğin kalanını istediği kadar yiyemez. Sigara içerek zevk alan insan, daha kısa yaşar. Enflasyonla mücadele, kısa dönemde büyümenin önünde engel oluşturur. Uzun saatler çalışarak çok para kazanan insan, ailesiyle zaman geçirmek zevkinden mahrum kalır. Yani her seçim bir vazgeçiştir. ABD Başkanı Harry Truman, ekonomi danışmanlarının sürekli "-diğer taraftan", "bununla birlikte" (on the other hand) ifadelerini kullanarak, önerdikleri politikaların olumsuzluklarını da vurgulamalarınının ardından, "bana tek kollu bir iktisatçı bulun" der (bring me a one-handed economist). Ekonomide alınan hiçbir karar ve benimsenen yaklaşım, % 100 doğru kabul edilemez çünkü getirecekleri ve götürecekleri bulunmaktadır. Bazı toplumlar işsizliğe razı olurken, bazı toplumlar enflasyona razı olabilirler. Bu karar toplumun kendisine kalmıştır. Bu duruma ödünleşim denilir (trade-off).

Bu ödünleşimi enerji politikalarına da rahatlıkla uygulayabiliriz. Uzun süredir yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması ile ilgili politikalar bütün dünyada sürdürülmektedir. Yenilenebilir enerji, doğa olaylarından kaynaklı elektrik ürettiğinden, insanların kontrolünde olduğu söylenemez. Üretim miktarı düşük veya dalgalı olduğu için de maliyeti yüksek seyreder. Bununla beraber, yakıt ithalatı yapılmasına, yakıt bağımlılığına ve çevre kirliliğine katlanılmasına gerek kalmaz. Geleneksel elektrik üretim teknolojilerinde ise, maliyetler düşüktür. İstediğiniz zaman istediğiniz kadar elektrik üretebilirsiniz. Buna karşılık Türkiye özelinde, yakıt ithal etmeyi gerektirir, yani ithalat bağımlılığı ortaya çıkarır ve çevre kirliliğine maruz kalınır.

Aslında konu çok daha fazla tartışılabilir. Örneğin, çevre kirliliğine yol açan elektrik üretim tesisleri, insanların sağlığına zarar vermekte, sosyal güvenlik kurumunun sağlık harcamalarını arttırmakta ve bu tesislerde üretilen ucuz elektriğin üzerine gizli bir maliyet eklemektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapıldığında ise, elektriğe ödenen yüksek fiyatın içinde, temiz bir çevreye ödenen bedel de bulunmaktadır. Buna benzer bir çok örnek verilerek her iki teknolojinin de açık ve gizli maliyet analizi yapılabilir ve ilgili kişiler bu analizleri göz önünde bulundurararak kararlarını verirler.

Yazının başında, ABD'de Obama'nın yeşil politikasını eleştiren bir karikatür bulunuyor. özellikle fosil yakıtların fiyatının düşük olduğu dönemlerde (dünyanın geri kalanına göre ABD'de sürekli daha ucuz), doğal gaz ve kömür ile üretilen elektriğin maliyeti, rüzgar ve güneş enerjisi ile üretilen elektriğin maliyetinin neredeyse yarısına karşılık geliyor. Rüzgar ve güneş enerjisi teknolojilerine yatırım yapılabilmesi için bu maliyetlerin en azından eşitlenmesi gerekiyor. Devlet ise rüzgar ve güneş enerjisi ile üretilen elektriğin birimine daha yüksek bedel ödenmesini sağlayarak rüzgar ve güneş enerjisi teknolojilerinin de doğal gaz ve kömür teknolojileri ile aynı maliyet ile üretim yapmasını sağlamaktadır. Yukarıdaki karikatür ise, bu aradaki fark vergi maliyeti olarak topluma dağıtıldığını anlatmaktadır. İyi de ucuza elektrik kullanmak varken niye pahalıya kullanılsın? Cevap: Temiz bir çevre. Buradan sonra tartışmanın odak noktası, çevre ile ilgili endişelerin herkes tarafından paylaşılmamasıdır. Çevre ile ilgili endişelerin gerçek olduğu varsayımından hareket edersek;

Yenilenebilir enerji teknolojilerine verilen teşvikler ile;
1) İleride çevresel problemler sebebiyle ortaya çıkacak maliyetlerden kaçınılmaktadır.
2) Sağlıksız ortamların sebep olacağı muhtemel sağlık harcamalarından kaçınılmaktadır.
3) Gelecekte fosil yakıtların maliyetinin artmasına karşı, bir sigorta primi benzeri ödeme yapılmaktadır.

Şimdilik temiz ve ucuz enerji, birbirine alternatiftir. Gelecekte yenilenebilir enerji teknolojilerine yapılacak yatırımlarla, temiz enerji aynı zamanda ucuz enerji anlamına da gelebilir ancak o zamanda kadar, temiz ve ucuz enerji arasında bir ödünleşim vardır. İki farklı alternatif arasından neyin seçileceği ile ilgili karar toplumu etkileyeceğinden ve verilen kararın bedelini toplum ödeyeceğinden, karar vermesi gereken de toplumun kendisidir.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Rüzgar Enerjisi

Rüzgar enerjisi, yenilenebilir enerji kaynakları arasında yer alan bir teknolojidir. Herhangi bir yakıta ihtiyaç duymadan, yalnızca bakım masrafları ile elektrik üretimi gerçekleştirir. Geleneksel teknolojilere göre pahalı olmasına rağmen, Kyoto Protokolü, çevresel kaygıların artması, teknolojinin ucuzlaması, fosil yakıtların fiyatlarının yükselmesi ve enerji çeşitlendirmesi politikaları gibi sebeplerle, yenilenebilir enerji teknolojilerine olan talep son yıllarda artmıştır.

Teorik olarak bakımı yapıldığı ve rüzgar uygun hızda estiği sürece (3 ve 30 m/s hız arasında) rüzgar türbinleri elektrik üretmektedir. Aslında bu cümle, rüzgar enerjisinin güvenilir olmadığını göstermektedir. Rüzgar bir doğa olayı olduğundan, bizim kontrolümüzde değildir ve bu sebeple de iktisattaki ölçek ekonomisinden istenilen şekilde yararlanılmasının önünde bir engeldir. Yani daha fazla üretim yaparak birim maliyetleri düşürmek mümkün değildir. Bu sebeple de maliyet kontrolü, yatırım ve bakım onarım maliyetlerinin kontrolüyle gerçekleşmektedir.

Bir enerji üretim tesisinin verimliliği birkaç değişkene bağlıdır. Bunlardan bir tanesi çevrim faktörü, diğer ise kapasite faktörüdür.

Çevrim faktörü, birincil kaynağın (burada rüzgar) ne kadarının elektriğe çevrildiğidir. Rüzgar enerjisinde bu oran teorik olarak en fazla % 59,3 olabilir (Betz Kanunu). Günümüzdeki rüzgar türbinlerinin çevrim faktörleri ise % 50'ye yakındır.

Kapasite faktörü ise, bir enerji üretim tesisinin bir yılda ürettiği enerjinin, bir yıldaki 8760 saatin tamamında çalışması durumunda üreteceği enerjiye oranıdır. Türkiye'deki elektrik üretim tesislerinin 2013 yılındaki teorik kapasiteleri (8760 saatlik), toplam üretimleri ve kapsite faktörleri aşağıdaki tabloda görülmektedir.
Yakıt
Teorik Kapasite (GWh)
Üretim
(GWh)
Kapasite Faktörü
(%)
Doğal Gaz
177.432,9
105.116,3
59,2
Hidrolik
195.250,8
59.420,5
30,4
Linyit
74.593,2
33.600,7
45,0
İthal Kömür
34.274,4
29.453,7
85,9
Rüzgar
24.174,1
7.557,5
31,3
Sıvı Yakıtlar
6.080,3
2.470,5
40,6
Jeotermal
2.277,6
1.363,5
50,1
Biyokütle
1.962,2
1.171,2
59,7
Toplam
560.713,6
240.153,9
42,8

Tabloya göre, Türkiye'de doğal gaz santralleri bir yılın % 59,2'sinde çalışmıştır. En yüksek kapasite faktörü ise % 85,9 ile ithal kömür santrallerindedir. Rüzgar türbinleri sürekli çalışarak yılın % 31,3'ünde elektrik üretmişlerdir. İşte bu düşük oran, rüzgar enerjisini nispeten pahalı hale getirmekte ve yatırımcıları kısıtlamaktadır. Türkiye'de 2015-2016 döneminden itibaren istatistiklerine ulaşabileceğimiz güneş enerji santrallerinin kapasite faktörleri ise en fazla % 25 dolaylarında olacaktır. Diğer teknolojiler de dünya ortalamaları ile hemen hemen aynıdır.  Nükleer santrallerde kapasite faktörü % 90 civarındadır çünkü bakım dönemleri dışında, yakıt olduğu sürece çalışabilmektedirler. Bu da üretimi arttırarak maliyeti düşürme imkanı sağlamaktadır.

Bu dezavantaj özellikle Türkiye için rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarının önüne geçmemelidir çünkü ithal kaynaklar olan doğal gaz ve ithal kömür ile çalışan santrallerde, maliyetlerin çok büyük bir oranı ithal edilen yakıtın maliyetine bağlıdır. dolayısıyla doğal gazın fiyatı arttıkça, birim maliyetler de artmaktadır. Ayrıca yenilenebilir enerji teknolojilerinde gelişim devam etmekte ve yeni üretici ve teknolojilerin piyasaya girmesiyle birlikte maliyetler de giderek düşmektedir. 2020'li yıllarda ise yenilenebilir enerji teknolojileri, maliyet açısından diğer teknolojilerle serbest piyasada rekabet edebilir hale gelebileceği tahmin edilmektedir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...