Hakkımda

Petrol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Petrol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2017 Çarşamba

Petrol Fiyatlarının Tarihi


Petrol, endüstriyel ölçekte 1859 yılında Pennsilvanya eyaletinde çıkarılmaya başlandıktan sonra, çeşitli aşamalardan geçerek dünyanın en önemli enerji girdisi haline gelmiştir. Her alanda kullanılıyor olması, rezervlerinin asimetrik dağılımı gibi sebeplerle arzı ve talebi de birçok faktöre bağlı olarak değişiyor ve haliyle fiyatı etkileniyor. Yukarıdaki grafik, ABD Doları'nın 2013 yılındaki satın alma gücü ile 1861-2014 ham petrol varil fiyatını göstermektedir.

1850'li yıllarda petrol ilaç ve aydınlatma amaçlı olarak kullanılmaktaydı. Bu amaçla kullanılan diğer ürünler ise balina yağı ve hava gazıydı. Petrol ise bu emtialara rakip olarak ortaya çıktı. 1860'lı yıllardan itibaren ise petrolden elde edilen gaz yağı aydınlatma için kullanılmaya başlandı. Bu kullanım alanının ortaya çıkması ve ABD İç Savaşı esnasında finansman amacıyla ikamesi olan ürünlere vergi empoze edilmesi ile talep petrole kaydı ve fiyatı yükseldi.

1860'ların ortalarında ise "petrole hücum" dönemi ile birlikte ABD petrol üretimi 7 kat arttığından az fazlası sebebiyle petrol fiyatları hızla düşmüştür. 

Petrol fiyatlarının bir süre nispeten istikrarlı devam etmesinin ardından, 1890'larda Thomas Edison elektrikle aydınlatmayı gerçekleştirmiş ve petrolden elde edilen gaz yağına olan talep azalmıştır. Böylece petrol fiyatlarında bir düşüş ortaya çıkmıştır. Petrol teknolojiye yenilmiştir. Ancak petrolü zayıflatan teknoloji, 1900'lü yıllarına başında petrole tekrar hayat vermiştir. İlk başlarda elektrik ile çalışacak şekilde tasarlanan arabalar, içten yanmalı motorun keşfedilmesi ve yüksek verimle çalıştırılabilmesi sayesinde petrol talebini tekrar canlandırmıştır.

I. Dünya Savaşı öncesinde İngiltere ve Almanya donanma gemilerini kömürden petrol teknolojisine geçirmeye karar verdiler. Böylece I. Dünya Savaşı için petrol talebi de hazır bir şekilde beklemeye koyuldu. Haliyle de I. Dünya Savaşı'nın stratejik amaçlarından birisi de petrol rezervi olduğu düşünülen bölgelere hakim olmaktı.

1929 yılında petrol talebini etkileyen iki önemli olay gerçekleşmiştir. Birincisi arabaların yaygınlaşması ve talep artışı, ikincisi ise Büyük Depresyon sebebiyle gerçekleşen talep düşüşü. İkincisi daha ağır bastığından, talep azalmış ve fiyatlar düşmüştür.

I. Dünya Savaşı'nın ardından Almanya sentetik petrol üretimi üzerinde çalışmaya başlamıştır. Aslında bunun sebebi enerji kıtlığının savaşı kaybetme sebeplerinden birisi olarak görmesidir. Aynı hatayı yine tekrarlamak istemeyen Almanya doğal kaynaklara ve sömürgelere sahip olmadığı için teknoloji geliştirme konusunda hırslı davranmıştır ve aslında başarılı da olmuştur. 1940'ta Almanya'nın sentetik yakıt üretimi günlük 72.000 varil seviyesine ulaşmıştır. 1943 yılında ise bu miktar 124.000 varile çıkacaktır. Tabii ki Almanya bir yandan da petrol rezervlerine ulaşmak için çabalamaya da devam etmiştir. Bu amaç uğrunda, Hazar Bölgesi'ni kontrol altına almak için Rusya harekatını gerçekleştirmiş, ancak başarısız olmuştur. ABD'nin savaşa dahil olmasıyla birlikte, ABD Almanya'yı savaş dışı bırakmak için sentetik yakıt tesislerini bombalamıştır ve Almanya her iki dünya savaşında da enerji kıtlığının kurbanı olmuştur.

II. Dünya Savaşı'nın ardından, ABD petrol stratejisini değiştirmiştir. Savaş esnasında ABD müttefiklerin bütün petrol ihtiyacını karşılamıştı fakat bunu karşılığında bazı eyaletlerde petrol kıtlığı ortaya çıktı ve savaş sonrası ABD'nin petrol ithalatı petrol ihracatını geçti. ABD'nin stratejisi artık kendi rezervlerini saklamak ve ithal petrol kullanmak yönündeydi. ABD'nin dünyaya gerçekleştirdiği petrol arzı da azalınca petrol fiyatları tekrar yükseldi. Ortadoğu petrolleri henüz küresel talebi karşılayacak bir üretim seviyesinde oldukça uzaktı. Yine aynı dönemde iki petrol tankeri battınca küresel petrol taşımacılığında faaliyet gösteren 288 petrol tankeri bakıma alındı. Böylece kıtalararası petrol taşımacılığı da bir süreliğine durdu.

1956 yılında Mısır önemli petrol yollarından birisi olan Süveyş Kanalı'nı millileştirerek kapattı. Böylece Ortadoğu petrolünün Avrupa'ya akışı kesilmiş oldu. Bu olaydan sonra ise petrolün boru hatları ile taşınması enerji arz ve talep güvenliği açısından önemli hale geldi. Aynı dönemde elektrik üretiminin petrolden nükleere kaydığı da gözlemlenebilir.

1958 yılında Sovyetler Birliği'nin küresel petrol piyasasına girmeye çalışması sonucu petrol fiyatları düşmeye başladı. 1961 yılında ise Libya aynı şekilde satıcı olarak piyasaya girdi ve petrol fiyatlarındaki düşüş devam etti. 1967 yılında İsrail ve Arap ülkeleri arasındaki 6 gün savaşı sebebiyle Avrupa'ya petrol akışı bir kez daha durdu ancak Avrupa'nın talebi ABD tarafından karşılandı.

1970'li yıllarda petrol fiyatları düşmeye devam ederken 1973 yılında ikinci bir Arap-İsrail çatışması, Yom Kipur savaşı başladı. İsrail'e yardım eden devletlere petrol akışı tamamen kesildi. Ham petrol varil fiyatı dört kattan fazla yükseldi. Hemen sonrasında ise bir OPEC ülkesi olan Venezuela bütün yabancı petrol şirketlerini kamulaştırdı. Bu ise teknoloji sahibi petrol ithalatçısı ülkeleri bir kez daha yenilenebilir ve nükleer kullanmak konusunda motive etmiştir. Ayrıca bu gelişmelerin ardından 1974 yılında Uluslararası Enerji Ajansı kurulmuştur.

1970'li yılların sonunda İran Devrimi ile petrol arzının kesileceği korkusu (1973 tecrübeleri ile) sayesinde stoklama güdüsü sonucu petrol fiyatları bir kez daha keskin bir yükseliş yaşamıştır. Bu dönemden sonra uzun bir süre petrol fiyatları istikrarlı gitmiştir ve yenilenebilir enerji konusu tekrar unutulmuştur. 2000'li yıllardan itibaren küresel ekonomik büyüme dalgası petrol fiyatlarını istikrarlı bir şekilde yükseltirken özellikle AB ülkeleri yenilenebilir enerji teknolojilerine oldukça önemli destekler sağlamışlardır ancak hem 2008 finansal krizinin AB ülkelerinde bir mali krize dönüşmesi, hem de talepin azalması sonucu petrol fiyatlarının düşmesi ile yenilenebilir enerji sektöründeki büyüme de tekrar yavaşlamıştır.

13 Ekim 2016 Perşembe

Türkiye'de Petrol Rezervi Bulunsa Ne Olur?


Sık aralıklarla ekonomik krizlere yakalanan, döviz kurlarından yüksek oranda etkilenen, sık aralıklarla gerçekleşen akaryakıt fiyat artışları ile alım gücünü ölçen Türk vatandaşlarının en büyük hayallerinden birisi, Türkiye'de bir gün petrol bulunması (veya çıkartılmasına izin verilmeyen petrolün çıkartılmaya başlaması bkz: Türkiye'de Neden Petrol Yok) ve bu sayede refaha kavuşmaktır.

Durum gerçekten böyle mi? Eğer Türkiye'de bir gün petrol bulunursa Türkiye'nin refahı artar mı? Artarsa ne kadar artar?

Basit bir analiz yapabilmek için iki tane değişkene ihtiyacımız var. Burada seçilen değişkenler, ülkelerin günlük ham petrol üretimler (dikey eksen) ve ülkelerin HDI (Human Development Index - İnsani Gelişmişlik Endeksi) sıralamasıdır. Bir ülkede bu ölçüde değerli bir kaynağın bulunmasının iyi olup olmadığı ise başka bir konudur.

Öncelikle Türkiye topraklarında petrol bulunması durumunda bunun neyi etkileyeceğini, yani refah artışının ne ile ölçüleceği belirlenmelidir. Burada refah göstergesi olarak İnsani Gelişmişlik Endeksi (HDI) Kullanılmıştır. İnsani Gelişmişlik Endeksi hesaplanırken ülkedeki ortalama yaşam süresi, eğitim süresi ve milli gelir kullanılmaktadır. Ülkedeki petrol rezervelerinin veya üretiminin doğrudan etkilediği herhangi bir değişken olmadığınan kullanılması uygundur. Ayrıca bu çalışmada bir nedensellik aranmamaktadır. Ayrıca grafiğin daha basit görünmesi için petrol üretimi günlük 1.000 varilin altında olan ülkeler çalışmaya dahil edilmemiştir.

Türkiye insani gelişmişlik sıralamasında 72., günlük petrol üretiminde ise  61. sıradadır.

Ülkedeki petrol, bir ülkenin gelişmişliğini ne kadar etkileyebilir? Grafiğe göre cevap % 2 (korelasyon katsayısı 0,15)'dir. Basit bir örnek verirsek, Türkiye'nin 61.000 veril olan günlük petrol üretimi % 100 artarak 122.000 varilye yükselirse Türkiye'nin gelişmişlik sıralamasında 72. sıradan 63. sıraya yükselir. Bu durumda dahi günlük 15.000 varil üreten Şili, 13.000 varil üreten Belçika, 11.000 varil üreten Çek Cumhuriyeti'nin gerisinde olacaktır. Bunlarla birlikte Türkiye mevcut durumda zaten 2.438.000 varil üreten Nijerya, 1.856.000 varil üreten Angola, 1.013.000 varil üreten Hindistan, 3.364.000 varil üreten Irak ve 4.607.000 varil üreten Çin'in oldukça ilerisindedir.

Elde bu bilgiler varken, refah artışının kaynağı olarak petrolü görmek yanıltıcı bir arayıştır. Petrol ve doğal kaynaklar önemlidir ancak bütün zenginliği doğal kaynaklarda aramak ya ülkenin enerjisinin ve kaynaklarının boşa gitmesine ya da umutsuzluk ve tembelliğe sürükler.

Kaldı ki petrol bulunsa bile bulunan petrolün ülkeye nasıl bir etki yapacağı belli değildir (bkz: Kaynak Laneti , Rybczynski Teoremi , Hollanda Hastalığı).

1 Nisan 2015 Çarşamba

Hubbert Teorisi (Peak Oil)

Marion King Hubbert, 1956 yılında ABD ham petrol üretiminin 1965-1971 yılları arasında zirve yapacağını ve daha sonra sürekli düşeceğini gösteren bir tahmin modeli oluşturmuştur. Bu modelde, geçmişte bulunan petrol rezervlerine ve üretim hızına bakılarak tahmin yapılıyordu. Talep ise aynı kalmaya devam ettiği taktirde (ki o dönemler için yükseleceği muhakkak), fiyatlar sürekli yükselecekti ancak bağımlı olunan petrole yönelik talep kolayca azalmayacağı için bir kaos ortamı ortaya çıkacaktı.  İlk bakışta gayet doğru bir teori. Zaten ABD ham petrol üretimi 1970 yılında zirve yaptıktan sonra azalmaya başlamıştır ancak gelişen teknoloji sayesinde 2015 yılında tekrar 1970 yılındaki üretim seviyesini yakalamıştır.
Yenilenebilir bir kaynak olmayan petrol (durum diğer doğal kaynaklar için de geçerli), tabii ki de sonsuz değil ve teorik olarak eninde sonunda bitecek. Birçok insan, bu hadise gerçekleştiğinde dünyada inanılmaz bir kaos ve savaş ortamı olacağını savunuyor. Bu da ilk bakışta gayet mantıklı duruyor. Bu kadar yüksek oranda bağımlı olunan bir kaynak, bedeli ödenerek de olsa elde edilemediğinde böyle bir senaryonun gerçekleşmesini beklemek makul sayılır.

Peak Oil ne zaman gerçekleşecek veya gerçekleşecek mi? Bence petrol üretiminin zirve yaptığını ve daha sonra azalmaya başladığını en azından şu anda hayatta olan insanlar görmeyecek. Sebebi ise, sürekli yapılan yeni keşifler ile dünya petrol rezervlerinin (kanıtlanmış ve ekonomik olanlar) sürekli artıyor olması. Petrol arama, sondaj ve çıkarma teknolojileri sürekli geliştikçe, bilinen rezervlerin miktarı da sürekli artmaktadır. Aşağıdaki grafik, 1980-2013 yılları arasındaki dünya petrol rezervlerini, yıllık üretim miktarını ve o yıldan başlamak suretiyle, kaç yıllık petrol kaldığını göstermektedir.

Grafiğe göre, dünya petrol rezervi (bilinen, keşfedilen) 33 yılda neredeyse üç katına çıkmıştır. Petrolün oluşum hızı, rezervleri 33 yılda üç katına çıkartmaya yetmeyeceğine göre, işin sırrı teknolojidedir. Daha önce çıkarılabilir olmayan veya hacminden emin olunmayan rezervler ile ilgili bilgilerin kesinlik derecesi arttıkça rezervler de artmıştır. Buna karşılık, grafiğe göre yıllık petrol üretim miktarı ise % 43 artmıştır. Bu dengesizlik sebebiyle de 1980 yılında dünyanın 25 yıllık petrolü kalmışken, 2013 yılı itibarıyla 50 yıllık petrolü vardır. Önümüzdeki dönemlerde de bu trendin belki yavaşlayarak da olsa devam etmesini bekleyebiliriz. Yani beklentimiz, mavi grafiğin eğimi azalsa bile artış trendinin devam etmesi şeklindedir.

Arz Kanunu (Fiyat Arttıkça Arz Artar)


Petrol fiyatlarınn artması ile birlikte, daha önce yüksek maliyetli üretime sahip olan petrol sahaları ve rezervleri de üretici firmalar için daha kârlı olmaya başlamıştır.  Kaliteli olan petrol, hafif petroldür çünkü çıkartılması ve işlenmesi kolaydır ve bu sebeple maliyeti düşüktür. Bitüm (çok teknik olmasına gerek yok, asfaltın hammaddesi diyelim) denilen ağır petrolün ise çıkarılması ve işlenmesi zordur. Kanada'da bulunan Athabasca bölgesinde 1,7 trilyon varil bitüm bulunmakla beraber, günümüz teknolojisi ve fiyatlarıyla bunun % 10'u (178 milyar varil) kadarının ham petrol rezervi olduğu kabul edilmektedir. Tabii ki teknoloji geliştikçe ve ilerleyen dönemlerde fiyatlar yükselirse bu oran artabilir. Bu bölgeden ham petrol edle etmenin maliyeti 27 $/varil olarak gösterilmektedir. Petrol fiyatlarının 150 $ seviyelerine yaklaştığı 2008 yılında, 27 $/varil üretim maliyeti, şirketler için oldukça karlıdır (Ortadoğu'da bu maliyetin 10 $/varil seviyesinin altında olduğu söylenmektedir). Petrol fiyatları yükseldikçe, daha maliyetli olan petrol sahaları da üretime açılarak talebi karşılamaya devam edecektir. Tabii ki marjinal ürünün azalması sebebiyle üretimin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda fiziki verimliliği de dikkat edilmesi gereken bir konu olarak günün birinde karşımıza çıkacaktır (EROEI - Energy Return on Energy Investment, belirli bir miktarda enerji elde etmek için harcanan enerji miktarı, da ayrı bir yazının konusu olmalı).


Petrolde tabii ki bir de talep kısmı bulunmaktadır. Dünyadaki ham petrolün yaklaşık % 60'ı ulaştırma sektöründe kullanılmaktadır. Ulaştırma ise, geleceği şimdilik elektrikte olan bir sektördür. Bu durumda petrol tüketiminde ana unsur olan motorlu araçların petrol talebinin artış hızının önce yavaşlayacağını, daha sonra ise azalacağını varsaymak mantıklı olacaktır (çok uzun vadede). Böylece ham petrol üretimi azalmasa bile, ham petrol üretimine yönelik baskı azalacaktır. Dünya nüfusunun sürekli artıyor olmasına rağmen, motorlu araçlarda giderek daha az yakıt tüketen araçların piyasaya sürülmesi de tüketimdeki artışı yavaşlatan faktörlerden birisi olarak görülebilir. Yani petrole alternatif yakıtlar geliştirilene ve ekonomik bir şekilde piyasaya sürülene kadar petrole dayalı kaynaklar bize gereken zamanı verecekmiş gibi duruyor. Daha sonra petrol üretimi azalma sürecine girse bile, petrol talebi de paralel bir şekilde azalacaktır.

Petrolün tükenmesinden hiç korkmamalı mıyız? Tabii ki korkmalıyız ancak bu bir daha arabaya binemeyeceğimizden değil, petrolden üretilen ve günlük hayatta tükettiğimiz ürünlerin ikame edilip edilemeyeceği ile ilgili olmalıdır. Parafin, katran, çeşitli mekanik yağlar, filmler, plakalar, yapay lif ve gübre, kozmetik ürünleri, vazelin gibi binlerce ürün de petrolün çeşitli aşamalarda geçirilmesiyle üretilmektedir. Asıl sorun, bu binlerce ürüne alternatif olabilecek bir kaynak bulunmasıdır.

11 Mart 2015 Çarşamba

Türkiye'de Petrol ve Doğal Gaz




İnternetin yaygınlaşması ve forward edilen elektronik postalar ile birlikte, Bor elementinden ve hatta var olmayan elementlerden zengin olma hayalleri kurmaya başladık. Aynı şekilde, Türkiye'nin bir petrol denizi üzerinde olduğu ama yabancıların çıkarmamıza izin vermedikleri dezenformasyonuna maruz kaldık. Konu ile ilgili internette bolca yazı var zaten ama akademik olarak ilgi alanım olması ve bu blog sayfasını kurma amacıma uygun düşmesi sebebiyle bir miktar bilgi sahibi olduğumu ve bu bilgileri buraya aktarmamın doğru olduğunu düşünüyorum.

Türkiye'de Petrol Neden Yok?

Türkiye'de neden petrol (veya doğal gaz) yok, dinozorlar(!) veya petrolün oluşumuna kaynak teşkil eden canlılar Türkiye sınırını geçmek istemeyip tam sınırda mı öldüler sorusunu sorduruyor insanlara. Tabii ki gerçekte süreç bu kadar basit değil ancak konunun anlaşılması için çoğunluğun kabulleri üzerinden devam etmekte fayda var diye düşünüyorum. Aslında Türkiye'nin sınırları ile petrolün bulunduğu bölgeler arasındaki nedenselliği yanlış kuruyoruz (Basketbolcular, basketbolcu oldukları için uzun değildirler, uzun oldukları için basketbolcudurlar gibi). Petrol oluşumuna kaynak teşkil eden canlılar da tabii ki Türkiye sınırına kadar gelip ölmediler, orada öldükleri için Türkiye sınırı bu şekilde çizildi. Türkiye'nin sınırı çizilirken, savaştan çıkan ve güvenlik paranoyasına sahip olan Türkiye haliyle önce güvenlik diyerek askerleri görevlendirirken, İngilizler jeologları göndererek muhtemel petrol sahalarının Türkiye sınırının dışında kalmasını sağlamışlardır. Biz de jeologları gönderseydik petrol sahalarının bir kısmını da olsa sınırlarımız içine alabilecek gücümüz var mıydı, orası şüpheli.
Yukarıdaki harita, Ortadoğu bölgesinin fiziki haritasıdır ve Türkiye'de neden petrol olmadığının sebeplerinden birisini göstermektedir. Dağlık ve kayalık arazilerde petrol olması ihtimali azdır ve tabii ki yüzey ve zemin sebebiyle sondaj ve petrol çıkarma işlemleri de yapılamamaktadır. Petrolün daha rahat çıkarıldığı bölgelere baktığımızda, düz araziler olduğunu görmekteyiz. Yalnızca İran'ın bize benzer fiziki özellikleri var ancak İran'ın da iyi bir petrol rezervine sahip olan Hazar Denizi'ne kıyısı bulunmaktadır.

Türkiye'de Hiç mi Petrol Yok?

Türkiye'de tabi ki petrol var ancak yıllık tüketimimizin yalnızca % 10'unu karşılamaya yetiyor. Peki Türkiye daha fazla petrol üretemez mi? Üretebilir tabii ki ama toplum bu fazla üretimin bedelini ödemeye hazır mı? Bir varil (yaklaşık 159 litre) BRENT petrolün fiyatı 09.03.2015 itibarıyla 57 $. Türkiye'de petrol çıkarmaya çalıştığımızı ve çıkardığımız petrolün bir varilinin maliyetinin abartılı bir şekilde 200 $ oluduğunu varsayalım, bunu çıkarmaya devam eder miyiz veya etmeli miyiz? Devam etmeliyiz diyenler, 60 $ bedelle ithal bir cep telefonu satın alabilecekken, aynı cep telefonunu 200 $'a sadece Türkiye'de üretildiği için alırlar mı (her iki telefonun da aynı olduğunu varsayıyoruz)?

Türkiye'de Petrol Çıkarmanın Maliyeti Neden Yüksek?

Yazının buraya kadarki bölümünden çıkaracağımız sonuç; petrolümüzün az olduğu ve Türkiye topraklarında petrol çıkarmanın maliyetinin yüksek olduğudur. Yani mesele yalnızca fiziki değil, aynı zamanda ekonomik. Peki Türkiye'de petrol çıkarmanın maliyeti neden yüksek? Bu sorunun cevabına ulaştığımızda, "Türkiye'de petrol yok" ve "Türkiye'de petrol var ama çıkarmıyorlar" cümlelerinin her ikisinin de altında yatan nedenleri bulmuş oluruz diye düşünüyorum. 

Fiziki Olarak Petrol Olmaması

Türkiye'de fiziki olarak petrolün yetersiz olduğunu zaten birçok kurum açıklıyor. Türkiye'de bugüne kadar açılan kuyuların sayısı, ABD'de Texas eyaletinde yalnızca birkaç petrol sahasında açılan kuyuların sayısının belki % 10'u kadardır. Doğru, petrol sondajı amaçlı kuyu açma sayımız düşük ancak kim birkaç milyon dolarlık ve geleceği belirsiz bir yatırım yapar ki? Petrol bulma ihtimalinin yüksek olduğu yerlere sondaj kuyusu açılır ancak Türkiye bu konuda umutsuz sayılabilir. "Olsun, özel sektör yapmıyorsa devlet kurumları zararına da olsa yapsın bu işi" diyenler olabilir ancak bu kurumların zararını ek vergiler ile ödemeye toplum olarak razı olmamız gerekli.

Açılan Kuyuların Verimsiz Olması

Diyelim ki Türkiye'de bir kuyu açtık ve petrol bulduk. Türkiye'deki tektonik hareketler yani depreme neden olan jeolojik faaliyetler sebebiyle, bir petrol sahasında 100 yıl boyunca yetecek petrol rezervi bulma ihtimali çok düşük. Bir kuyuyu açtığınızda ve petrol bulduğunuzda bu rezerv size birim zamanda çok az petrol vermektedir. Türkiye'de günde yalnızca üç varil petrol üretebilen kuyular bulunmaktadır. Arap coğrafyasında ise bir günde yüzbinlerce varil petrol sağlayan kuyular ve sahalar bulunmaktadır. Bu da maliyet avantajını kaybetmeye ve ithalata yönelmeye sebep olmaktadır. Zaten Kuzey Kutbu'nda ve okyanus tabanlarında petrol ve doğal gaz arayan şirketlerin, sadece bizi sevmedikleri için Türkiye'de petrol çıkarmamaları da pek akla yatkın gelmiyor.

Petrolün Kalitesinin Yetersiz Olması

Ham petrolün yeraltından kolay veya daha az maliyetle çıkarılabilmesi için, gravitesinin yüksek olması gerekir. Gravite ham petrolün yoğunluk değeridir. 70-45 API (American Petroleum Institute) değeri çok hafif, 45-25 API değeri hafif, 25-10 API değeri ise ağır petroldür. 10 API değeri suyun yoğunluğuna eşttir. Dünya petrolleri çoğunlukla 27-35 arasındadır. Dünyada 5-7 ve 10-12 arasında API değerine sahip petroller de bulunmaktadır. Türkiye'de ise 30-40 arsında API değerine sahip olan petrol sahaları da bulunmakla beraber, genellikle 20-35 API aralığındadır. Maalesef en fazla petrol rezervine sahip olan Batı Raman Sahası'ndaki petrolün API değeri 13'tür, yani suyun yoğunluğuna çok yakındır. Bu da petrolün kuyudan çıkarılmasını ve işlenmesini zorlaştırmakta, yani maliyeti arttırmaktadır.

Yukarıdaki basit ve kısa bilgiler, petrol ile ilgili efsanelerin de çıkış sebebini oluşturmaktadır.  Bir yerde arama sonucunda petrol bulunmuş olabilir ve evet, daha sonra kuyu betonla kapatılmış da olabilir. Ulaşılan petrolün gravitesi düşük ise ve kuyuda yereli miktarda petrol yok ise o kuyu terk edilir. 2.000-3.000 metre derinliğindeki bir kuyuyu da açık bırakmak haliyle mantıklı değildir. Bu şehir efsanelerinin ortaya çıkmasına sebep olan etken, işin ekonomik boyutunun dikkate alınmıyor oluşudur.

Türkiye'de Hiç Petrol Çıkarılmayacak mı?

Türkiye'de belki uzun vadede önemli miktarlarda petrol çıkarılabilir. Eğer dünyada petrolün varil fiyatı 250 $'ı bulursa Türkiye'de varsayımımızdaki 200 $ maliyetle petrol çıkarılan kuyuların üzerindeki beton kaldırılır ve üretime başlanır. Tabii ki motorlu taşıtların ilerleyen dönemlerde elektrik ile çalışacağını varsayarsek petrol fiyatının hiçbir zaman bu seviyelere gelmeyeceğini tahmin ediyorum. Yani dünyada petrol azalmadan önce zaten petrole olan ihtiyacımız büyük ölçüde ortadan kalkacaktır. Bu sebeple yerli otomobil yatırımını elektrikli ve hatta hidrojen ile çalışan araçlardan yana kullanmakta fayda var.

Konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için:
"Petrol ve Doğal Gaz" (Çağdaş ACAR, Sevtaş BÜLBÜL, Fevzi GÜMRAH, Çiğdem METİN, Mahmut PARLAKTUNA)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...